cilt: 4 sayı: 2 yayın tarihi:31.07.2026 E-ISSN: 3149-9848

İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi
İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi

MAKALELER

Düzeltici, İyileştirici Ve Kısıtlayıcı Önlemleri Almama Suçu (Bank.K. m. 152)

ÖZ Bu çalışmada 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 152. maddesindeki düzeltici, iyileştirici ve kısıtlayıcı önlemleri almama suçu incelenmiştir. Çalışmada öncelikle suçla korunan hukuki değer değerlendirilmiş; ardından suçun maddi ve manevi unsurları, fail, fiil, konu, nitelikli hal, hukuka aykırılık unsuru ve suçun özel görünüş şekilleri ele alınmıştır. Ayrıca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından uygulanan erken müdahale mekanizmasının bankacılık sisteminin güven ve istikrarı bakımından taşıdığı önem üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda Bank.K. madde 67 hükmünde sayma yoluyla düzenlenmiş olan önlem alınmasını gerektiren haller ve devamında, düzeltici önlemler, (m. 68), iyileştirici önlemler (m. 69), kısıtlayıcı önlemler (m. 70), izah edilmiştir. Ayrıca 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 14’üncü maddesine değinilmiştir. Yine modern çözümleme hukukunda kabul edilen aşamalı müdahale modelinin Türk hukukundaki yansıması olan ve bankaların mali ve yapısal sorunlarının düzeltici ve iyileştirici önlemler yoluyla giderilmesine ilişkin önlemler ve faaliyet izninin kaldırılması ve TMSF’ye devredilmesi gibi önemli sonuçlara yol açabilecek denetim mekanizmaları ele alınmıştır. Çalışmanın son kısmında ise bu suçun soruşturma ve kovuşturma usulü ile yaptırım bakımından arz ettiği ve özellikler ve bu kapsamda bir ceza muhakemesi şartı olan yazılı başvuru şartına değinilmiştir. Bu değerlendirmeler ışığında, söz konusu suç tipinin yalnızca bireysel banka menfaatlerini değil, aynı zamanda finansal sistemin bütününe duyulan güveni koruma amacı taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bankacılık Hukuku, BDDK, Finansal İstikrar, Bankacılık Suçları, Yazılı başvuru.

The Presumption of Innocence of the State: Does the Sovereign Have the Right to Doubt?

Abstract The presumption of innocence — a foundational principle governing criminal proceedings from inception to final judgment — stands as one of the foundational guarantees of criminal justice in domestic legal orders. Its application to sovereign states in international law, however, is neither self-evident nor uniform. This article interrogates the structural analogy between individual criminal procedural rights and the position of states in international proceedings, examining three institutional arenas: the United Nations Security Council, the International Criminal Court (ICC), and the World Trade Organization (WTO). The analysis reveals a fragmented normative landscape in which the presumption of innocence applies robustly in some contexts, is systematically displaced in others, and is altogether absent in the political-enforcement mechanism of the Security Council. The article argues that this fragmentation reflects not merely institutional variation but a deeper tension in international law between the sovereign equality of states and the collective interest in maintaining international peace, security, and economic order. The question of whether a state possesses a cognizable right to the benefit of doubt ultimately exposes the unresolved relationship between international law as a legal order and international law as a political instrument. Keywords: presumption of innocence, in dubio pro reo, sovereign equality, Security Council, ICC (International Criminal Court), WTO (World Trade Organization), aggression, burden of proof, state responsibility, international adjudication

Sigortacının Halefiyeti Ve Alacağın Temliki Hâlinde Görevli Mahkemenin Belirlenmesi

ÖZ Bu çalışma, sigortacının halefiyeti ve alacağın iradi temliki hallerinde görevli mahkemenin nasıl belirleneceği sorununu, göreve ilişkin düzenlemeleri ile konuya ilişkin içtihatları dikkate alarak incelemektedir. Sigortacının halefiyetine ilişkin 22.3.1944 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, rücu davasının asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiğine hükmederken bu sonucu, sigortalının zarar sorumlusuna karşı sahip olduğu temel ilişkinin niteliğine dayandırmıştır. Buna karşılık, alacağın temlikine ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.3.2019 ve 15.6.2021 tarihli kararları, davanın taraflarının sıfatını ve temlik sözleşmesinin bağımsız niteliğini esas alan farklı bir yöntem izlemiştir. Bu yöntem farklılığı, alacaklı değişikliğinden doğan üç ayrı ilişkinin, yani temel ilişki, devir ilişkisi ve devralınan alacağın ileri sürülmesi ilişkisinin, birbirinden ayrılmamasından kaynaklanmaktadır. Bundan dolayı, devir ilişkisinden doğan dava ile devralınan alacağın asıl borçluya karşı ileri sürüldüğü dava ayrımı üzerinden bütüncül bir çözüm bulunabilir. Sonuç olarak, devralınan alacağın asıl borçluya karşı ileri sürüldüğü davalarda görevli mahkemenin saptanmasında belirleyici olması gereken, alacağı devralan kişinin sıfatı değil, uyuşmazlığın esasını oluşturan temel hukuki ilişkinin niteliğidir. Anahtar Kelimeler: Sigortacının halefiyeti, alacağın temliki, görevli mahkeme, ticari dava, temel ilişki.

The Principle of Good Faith in International Law: Between Morality and Binding Force

Abstract The principle of good faith (bona fides) occupies an ambiguous but indispensable position in the architecture of international law. Rooted in Roman private law and moral philosophy, it has gradually migrated into the public international legal order, acquiring normative force through treaty codification, judicial pronouncements, and state practice. This article examines the doctrinal foundations of good faith, its expression in the jurisprudence of the International Court of Justice (ICJ), its structural role in the World Trade Organization (WTO) dispute settlement framework, and its contested application in international climate negotiations. The central analytical question is whether good faith constitutes a lex lata obligation capable of independent legal enforcement or whether it remains, at its core, a moral orientation that legal systems invoke instrumentally. The article argues that good faith occupies a hybrid normative position: it is simultaneously a customary international law norm of general application, a treaty-embedded standard of conduct, and a hermeneutic principle that disciplines legal interpretation; yet its enforceability is structurally contingent on context, institutional capacity, and the will of states to submit to adjudicative scrutiny. Keywords: good faith, bona fides, international law, ICJ jurisprudence, WTO, climate negotiations, pacta sunt servanda, treaty interpretation, estoppel, legitimate expectations

Türk Hukukunda Muhdesat Kavramı Ve Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası

Türk Eşya Hukuku’nun temel dinamiklerinden biri olan ve Roma Hukuku kökenli “superficies solo cedit” (üst toprağa tabidir) prensibi uyarınca; bir arazi üzerinde bulunan yapılar ve bitkiler, hukuken o arazinin ayrılmaz bir parçası (bütünleyici parça/ mütemmim cüz) kabul edilerek arazi sahibinin mülkiyetine dahil olur. Ne var ki, bu kuralın istisnasız uygulanması, başkasına ait arazide emek ve sermaye harcayarak değer yaratan kişiler açısından ekonomik mağduriyetlere yol açabilmektedir. Hukuk sistemimiz, mülkiyetin bütünlüğü ilkesini zedelemeden bu hakkaniyete aykırı durumu dengelemek adına “muhdesat” kurumunu geliştirmiştir. Bu çalışma kapsamında; muhdesatın yasal unsurları, muhdesatın bütünleyici parça, eklenti, haksız yapı ve üst hakkı gibi benzer kavramlardan ayırt edilmesi, hukuki karakteri ve tapu sicilindeki yansıması, Yargıtay’ın güncel içtihatları ve öğretideki görüş ayrılıkları çerçevesinde analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda; muhdesat sahipliğinin kişiye ayni bir hak sağlamadığı, bunun yerine yalnızca şahsi nitelikte bir alacak hakkı doğurduğu sonucuna varılmıştır. Usul hukuku bakımından yapılan incelemede ise; “muhdesatın aidiyetinin tespiti” davasının keyfi bir tespit yolu olmadığı; bu davanın ancak ortaklığın giderilmesi, kamulaştırma veya kentsel dönüşüm süreçleri gibi “güncel bir hukuki yararın” mevcut olduğu sınırlı hâllerde açılabileceği belirlenmiştir. Çalışmanın son bölümünde, muhdesatın hukuki akıbetinin, “parasal bir değere dönüşmek” olduğu ve hak sahibinin talep edebileceği tazminatın, öğretideki tartışmalara rağmen “sebepsiz zenginleşme” hükümlerine dayandığına kanaat edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Muhdesat, Bütünleyici parça, Aidiyetin tespiti davası, Hukuki yarar, Sebepsiz zenginleşme.
E-ISSN: 3149-9848 Başlangıç: 2023 Periyot: Yılda 2 Sayı Yayımcı: İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi
İYYÜHFD © 2023, İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından CC BY-NC-ND 4.0 lisansıyla lisanslanmıştır.
Bu web sitesinde yer alan tüm içerikler Dergi Yönetimi sorumluluğundadır. Sorumluluk reddi beyanı için tıklayınız.